Türkiye’nin yeni ağır sanayi ve enerji üssü olan Batı Karadeniz Bölgesi, 25 milyon ton/yıl kapasiteli Filyos Limanı ve planlanan lojistik merkez projeksiyonları ile uluslararası bir ticaret koridoruna dönüşmektedir. Ancak, bu ölçekteki lojistik ve antrepo yatırımları, salt bir altyapı inşası olmaktan çıkarak, ulusal ve uluslararası normların kesiştiği kompleks bir hukuki uyum sürecini zorunlu kılmaktadır. Lojistik operasyonlarının ticari bekası; çevresel regülasyonların idari yaptırım risklerini asgariye indirecek, sınır ötesi emisyon maliyetlerini yönetecek ve alt işveren (taşeron) ilişkilerindeki müteselsil sorumluluğu bertaraf edecek kusursuz bir sözleşme mimarisine bağlıdır.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve Uluslararası Taşıma Sözleşmelerine Etkisi
Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı kapsamında yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), lojistik sektörünün hukuki altyapısını derinden etkilemektedir. AB pazarına yönelik ihracatta, tedarik zinciri boyunca oluşan karbon ayak izinin raporlanması ve belirli sınırların aşılması halinde karbon vergisi tahakkuk ettirilmesi yasal bir zorunluluk haline gelmiştir.
Hukuki açıdan en büyük ticari risk, karbon salınım sınırlarının ihlali nedeniyle doğacak yüksek vergi ve cezaların sorumluluğunun kime ait olacağı hususundadır. Lojistik ve taşıma şirketleri (freight forwarders), ihracatçı firmalarla akdedecekleri Taşıma İşleri Komisyonculuğu ve Lojistik Hizmet Sözleşmelerine (CMR ve FIATA standartları dahilinde), emisyon raporlama yükümlülüklerinin sınırlarını çizen ve idari/mali cezaların ihracatçıya veya kusurlu tarafa yansıtılmasını sağlayan katı rücu şartları (indemnity clauses) derç etmek zorundadır. Aksi takdirde, operasyonel kâr marjlarının, öngörülemeyen karbon vergileri ve tazminat talepleriyle erimesi kaçınılmazdır.
ÇED Süreçlerinin İdari Hukuk Boyutu ve Faaliyetin Durdurulması Riski
Filyos havzasında kurulacak tehlikeli madde depoları, antrepolar ve lojistik merkezler, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği kapsamında sıkı bir idari rejim altındadır. ÇED usullerine uyulmaksızın başlanan projeler, idare tarafından mühürlenmekte ve yatırımcı aleyhine ağır idari para cezaları uygulanmaktadır.
Bir lojistik yatırımının proje finansmanını (kredi takvimini) koruyabilmesi için, idare nezdindeki ÇED süreçlerinin eksiksiz yürütülmesi şarttır. İdare tarafından verilebilecek "ÇED Olumsuz" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararlarının iptaline yönelik sivil toplum kuruluşları veya üçüncü şahıslar tarafından açılabilecek İptal Davaları, projenin durmasına (yürütmenin durdurulması kararlarıyla) yol açabilir. Bu idari uyuşmazlıklarda yatırımcı lehine müdahil olunarak hukuki sürecin proaktif şekilde yönetilmesi, yatırımın takvime uygun tamamlanmasının temel şartıdır.
Alt İşveren İlişkilerinde Müteselsil Sorumluluk ve Çevresel Hasarın Rücusu
Geniş çaplı lojistik, depolama ve liman operasyonları, fiili olarak alt yükleniciler (taşeronlar) vasıtasıyla yürütülmektedir. Çevre Kanunu'nun 8. maddesinde yer alan "Kirleten Öder" prensibi uyarınca, tesiste veya nakliye esnasında meydana gelebilecek sızıntı, kaza veya atık bertaraf ihlallerinden ana işveren ve işletmeci doğrudan ve müteselsilen sorumludur.
Operasyonel kârlılığı tehdit eden bu idari ve hukuki sorumluluktan korunmak için, alt yüklenicilerle akdedilecek sözleşmeler standart metinlerden ibaret olmamalıdır. Sözleşmelerde; alt yüklenicinin çevre mevzuatına uyum taahhütleri ağırlaştırılmalı, meydana gelebilecek çevresel hasarlar veya idari para cezaları için kesin ve süresiz banka teminat mektupları alınmalı ve üçüncü kişilere ödenecek tazminatların alt işverene eksiksiz rücu edilebilmesi için borçlar hukuku prensiplerine uygun, delil ispat yükünü tersine çeviren hukuki koruma mekanizmaları tesis edilmelidir.
Sonuç
Batı Karadeniz lojistik havzasında faaliyet gösteren veya yatırım planlayan işletmeler için çevresel hukuk uyumu; olası idari para cezalarını, faaliyetin durdurulması riskini ve uluslararası ticari sözleşmelerden doğacak tazminat yükümlülüklerini önleyen stratejik bir kalkandır. Hukuki risk analizi yapılmadan atılan her operasyonel adım, yatırımın ticari fizibilitesini tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle, projelerin idari izin aşamasından uluslararası taşıma sözleşmelerinin tanzimine kadar olan tüm sürecin, bütüncül bir hukuki denetim mekanizmasıyla yönetilmesi elzemdir.